ANI KAVANOZUM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ANI KAVANOZUM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Ocak 2015 Cuma

Yılbaşı Soframız - 2015


Merhaba,
Dostlarımızın yanımızda oldukları, soframızın şen olduğu çok güzel bir akşamla 2015'e merhaba dedik... Ben de masanın muhtelif saldırılardan önceki halini elimden geldiğince fotoğraflamaya çalıştım :) 
Yılbaşı akşamı Münevver ve Barış'ın evine davetliydik. Münü her zamanki gibi muhteşem bir sofra hazırlamak için kolları sıvamıştı, fakat bu kez küçük iki yardımcısı vardı: Ece ve Ada :) Arkadaş grubumuzun en minikleri, en çok özlediklerimiz... Kendileri aramıza bundan altı önce katıldılar ve vaktinden biraz önce katılarak bizleri epey korkutmuşlardı. 
Doğumlarından bir ay kadar sonra Serkan bir yolunu bulup iş gezisi için Hatay taraflarına geçmeye karar verince ben de durur muyum Cuma akşamına biletimi aldım. Tarifi mümkün olmayan bir stres yaşayarak İstanbul trafiğinde geçirilen bir dört saatin ardından uçağın kalkmasına beş dakika kadar kala (şarjı bitmek üzere olan telefonumdan) elektronik biletimi okutarak ve pek de el bagajına benzer yanı olmayan valizimi elime alarak uçağa binmeyi başardım :)

Bu yolculuğun en güzel hatıralardan birinin başlangıcı olacağını bilemezdim tabii o saatlerde...
Sonra Ece ve Ada ile tanıştım; çok kısa bir süreyi birlikte geçirmemize rağmen İstanbul'a döner dönmez ziyaretimize gelecekleri günü beklemeye başladım. Yılbaşında en önemli misafirlerimiz onlardı... İyi ki geldiler. Onlar sayesinde (Cansel, Aykut ve diğer dostlarımızı da unutmamak lazım tabii) unutulmaz bir yılbaşı gecesi geçirdik.

Ece ve Ada cicileri :)
Ece ile Ada'cığı öpmelere koklamalara doyamadan geçirdik yılbaşı akşamını... Birkaç fire versek de birçok dostumuz yanımızdaydı.
Dileğim her yeni yıla daha da kalabalıklaşarak; ancak aynı dostluğu, muhabbeti ve neşeyi koruyarak girmemiz...

Münü'ye destek kuvveti olarak ben de o akşam bir şeyler hazırladım: 
Tarifini daha önce vermiş olduğum üç renkli salata, Çerkez tavuğu ve akıtma... (Akıtma tarifini ablamdan aldığım bir Akşehir tatlısı, tarifini ilerleyen günlerde paylaşacağım.)

Üç Renkli Salata

Çerkez Tavuğu

Akıtma
Bugün Çerkez tavuğunun tarifini vereceğim. Hem yapımı çok kolay (tabii iyi bir rondonuz var ise) hem de çok lezzetli oluyor ve ben birçok sofraya yakıştırıyorum.

Çerkez Tavuğu
Malzemeler:
2 adet tavuk göğsü
4 dilim kuru ekmeğin içi
Bol miktarda yoğurt
2-3 yemek kaşığı mayonez 
Bol miktarda sarımsak
1 su bardağı kadar dövülmüş ceviz içi
Tuz

Hazırlanışı
1. Tavuk göğüslerini tel tel ayrılacak kıvama gelene kadar haşlayın. Tavukları haşlarken içme suyu kullanmaya dikkat edin zira bu sudan Çerkez tavuğuna da ekleyeceğiz.
2. Haşladığınız tavukları ayıklayıp küçük parçalara ayırın ve diğer malzemeler ile birlikte rondodan geçirin. Homojen bir püre elde edene kadar malzemeleri rondodan geçirmeye devam edin. Hazırladığınız karışımın kıvamına göre içerisine tavukları haşladığınız sudan ilave edebilirsiniz.
Benim kullandığım yoğurt annem ile evde yaptığımız yoğurt olduğu için epey suluydu, ben tavuk suyu eklemedim.
3. Hazırladığınız Çerkez tavuğunu servis tabağına aldıktan sonra ayrı bir sos tenceresinde birkaç kaşık tereyağını pulbiber ile eritip üzerine gezdirebilirsiniz. 

Münü yılbaşı akşamı için birbirinden leziz mezeler, salatalar ve yemekler hazırlamıştı. Fırında hindi, kestaneli iç pilav, havuç-kabak-kerevizli salata, börülce salatası, Rus salatası, pancarlı yoğurtlu salata, közlenmiş patlıcan salatası, yaprak sarması, lahana sarması ve herkesin son dilimi için kapıştığı vişneli ve likörlü çikolatalı pay bunlardan birkaçı...
Ellerine sağlık Münücüm. Bizlere kapılarını sonuna kadar açtığınız ve bizi günlerce misafir ettiğiniz evinizin sıcaklık, bereket ve huzur ile dolması dileklerimle...

Sevgiler, 
Puku


21 Mayıs 2014 Çarşamba

Mavi Softam...


Mavi bir kuş kondu masamıza...
Herkese Merhaba,
Yazın gelmekte olduğunu iyiden iyiye hissettiğimiz şu günlerde ve yeni işime başlamadan önce dostlarımızın en azından bir kısmı tek bir çatı altında toplamak ve onlar için elimden geldiğince bir şeyler hazırlamak istedim. Müstakbel güzel anne Aslım Aslım, Aykut ve diğer güzel anne Cansel aramızda değillerdi; gönül isterdi ki onlar da bu güzel akşamda masamızı renklendirsinler... Canım dostum Antalya'dan döner dönmez, Aykut ve Cansel de İstanbul'a gelir gelmez onlar için birer masa daha kuracağım. Bu konuda kendime söz verdim.

Yeşil mercimekli açma börekler
Masayı süslerken deniz kabuğu süslemeli mavi mumluklar ve mavi bir kuşun gelip konduğu işlemeli runner'ımı kullandım. Gelelim menümüze... Havalar iyiden iyiye ısındığı için çorba yapmadım ki hazırladığım soğuklar ve yemekler tüketilsin. İyi ki de çorba yapmamışım.

Menüm
Skordalya
Kuru patlıcan ve biber dolması
Yeşil mercimekli açma börek
Mevsim salatası
Fırında soslu tavuk ve patates
Pirinç pilavı
Çilekler eşliğinde ikram ettiğim limonlu parfe

Not: Limonlu parfenin tarifini daha önce vermiştim, ancak bu kez farklı bir sunum hazırladım. Böylece daha önce yaşadığım azizliği yaşamadım :) Bir gece önceden hazırladığım parfeyi silikon muffin kalıplarına döktüm, bir gece buzlukta beklettim. Sonuçtan çok memnun kaldım. Siz de bu tarifi denerseniz silikon kalıp kullanın.

Unutulmaya yüz tutmuş bir Rum mezesi: Skordalya

Masamızın genel görünümü
Gelelim skordalyanın tarifine. İsminin bu kadar zor telaffuz edildiğine bakmayın, skordalya hazırlamak çok kolay. Zamanım az ise ve hafif bir meze hazırlamak istersem hemen bu tarife başvuruyorum. İnternet üzerinde yaptığım araştırmalar bana çok farklı skordalya tariflerinin olduğunu gösterdi. Bizans'ın "skordalyası" "tarator" adını alıp midye tavayı süslemiş uzun yıllar boyunca. Bahsini ettiğim skordalya tarifinin içerisinde ekmek içi de var. Benim hazırladığımda ise yalnızca haşlanmış patates, baharat ve limon suyu veya sarımsak kullanılıyor.

Ben 5-6 adet patatesin kabuklarını soydum ve patatesleri güzelce haşladım.
Püre haline getirdiğim patatesin içerisinde damak zevkime göre limon suyu, zeytinyağı, karabiber ve tuz ekledim.
Baharat, limon suyu, tuz ve karabiber ile harmanladığım patates püresini yağlanmış baton kek kalıbına döktüm. Bu karışımı soğuması için dışarıda beklettikten sonra buzdolabına kaldırdım.
Servis sırasında üzerine sarımsaklı yoğurt döktüm, pul biber ve nane serptim.
Yiyenler çok beğendiler, ben de muradıma erdim :)

Masamızın yukarıdan görünümü...
Gelelim ana yemeğimizin tarifine. Annem yemeğe konuklarımız olduğunda sık sık fırında soslu tavuk pişirirdi, annemin tarifini arkadaşım Tülay'dan aldığım tarifle karıştırdım. Tarifimiz şöyle (her şey göz kararı)

Malzemeler:
8 adet tavuk budu
5 adet patates
3 adet yeşil biber
3 adet kırmızı biber
Yoğurt
Salça
Mayonez
Zeytinyağı
Tuz, karabiber
Pizza baharatı ve bolca kekik
Fırın poşeti

Hazırlanışı:
1. Tavukların derilerini alın veya kasapta aldırın (ben öyle yapıyorum daha pratik oluyor). Kabuklarını soyduğunuz patatesleri ve biberleri iri iri doğrayın.
2. Tüm sos karışımını genişçe bir kapta iyice karıştırın. Sosa konan her şey göz kararı. Bolca baharat kullanın. Açık kırmızı renkli bir sos elde edeceksiniz.
3. Tavukları, patates ve biberleri sos ile güzelce harmanladıktan sonra tüm malzemeleri fırın poşetine koyun. Ben iki veya üç fırın poşeti kullanıyorum. Fırın poşetinin birkaç yerinde küçük delikler açın ve tavuğu önceden 180C derecede ısıtılmış fırında 1-1,5 saat kadar pişirin.

Pişme süresi fırından fırına farklılık gösteriyor. Fırının kapağını açmadan tavukların pişip pişmediğini kontrol etmeyi ihmal etmeyin.

Kuru patlıcanlar ve biberler annemin küçük bostanından...

Geçtiğimiz yaz Sivas'a gittiğimizde kayınvalidemin küçük bostanındaki patlıcanlar olmuştu. Hiçbirini koparmamış, bizim gelmemizi beklemiş. Patlıcanları oyduk, o da güneşin altında kurutmuş ve İstanbul'a gelirken bana da getirmiş. Bu patlıcanlar ve kırmızı biberler ile Antep usulü ekşili dolma hazırladım.
Dolma tarifini ve bir gece önceden açtığım mercimekli böreklerin tarifini yarın paylaşacağım.

Gününüz güzel geçsin...

Gecenin sürprizi: Limonlu parfe

11 Mart 2014 Salı

Anne, ekmeği ben alırım...


Başka bir tarif yazarak başlamak isterdim bu güne, ne var ki yazabileceğim tek tarif ekmek almak için evden çıkan çocuğunuzun sağ salim evine nasıl dönebileceği olurdu... Ancak bu ülkede böyle bir tarif vermek de mümkün değil. Berkin Elvan'a Allah'tan rahmet, ailesine ve geride kalanlara baş sağlığı diliyorum.
Gittiğin yerde huzur bulman dileğiyle çocuk, yolun ışık olsun...


Çocuklar mermilerden hızlı koşarlar demişti Sedat Balın, Berkin Elvan koşamadı.

Henüz 14 yaşında polis fişeğiyle başından vuruldu. 269 gün komada yattı. Onu vuran polis bulunamadı.

Berkin komadayken en başları çıkıp "Emri ben verdim, polisimiz de destan yazdı" dedi.

Alkışladılar.

Ben 15. yaşına komada girdi. 16 kiloya indi.

Geride annesine söylediği son sözü kaldı:
"Sen gazdan kaçamazsın ben hızlı koşarım anne, ekmeği ben alırım..."

23 Şubat 2014 Pazar

Kumluca Usulü Yaprak Sarma



Merhaba,

Bu tarifi vermeden önce onu neden "Kumluca usulü" diye adlandırdığımı anlatmalı ve Kumluca'dan kısaca bahsetmeliyim.

Kumluca, Antalya'nın güneyinde konuşlanan ilçelerinden biri. Birçoklarınız bu ilçenin adını daha önce duymamış olabilirsiniz; turistik açıdan Finike kadar gelişmiş değildir ancak Türkiye'nin boğazından geçen iki domatesten biri bu ilçede yetişir. 

Bununla da kalmaz Olympos ve Adrasan gibi hemen hemen herkesin en az bir yaz tatilini geçirmiş olduğu birçok turistik yer Kumluca'ya bağlıdır. Pek iyi değerlendirilmemiş olsa da Antalya'nın en uzun sahil şeridi de yine bu ilçenin sınırları içerisinde yer alır.

Benim için ise bambaşka bir önemi var bu ilçenin. Babam bu ilçenin köylerinden birinde doğmuş ve büyümüş. Dedem, onun babası ve diğerleri de... Bu toprakları sürmüş, bu topraklarda yetişen mahsul ile karınlarını doyurmuşlar nesiller boyu. Ben de bu güzel sahil kasabasında doğdum, lise ve üniversite eğitimim için ayrılana dek de burada büyüdüm.

Benim için Kumluca; ilçeye girer girmez beni karşılayan dev domates heykeli ve burnuma dolan mis gibi portakal çiçeği kokusu demek. Daha da önemlisi ailem ve evim, babaannemin yemekleri ve çocukluğumda sek sek oynadığım sokaklar demek. Stüdyo Yaşar, bisikletçi şeytan, Gödene yolu, Karatepe, deve güreşleri, yörük göçü, deniz obaları, Başak Pastahanesi, Cumhuriyet Meydanı, Hasırlı Kahve ve daha niceleri demek...

Uzun lafın kısası Kumluca her zaman özlem duyduğum, yılda bir kez de olsa görmeyi iple çektiğim memleketim. Hal böyle olunca babaannemden öğrendiğim tariflerden birini paylaşmasam ayıp olurdu. Babaannemin en sevdiğim yemeklerinden biri olan Kumluca usulü yaprak sarma ile başlamak istedim.
Umarım siz de beğenirsiniz.

Kumluca usulü yaprak sarmasının farkı, zeytinyağı ile pişirilmesine rağmen salça ve çok sayıda farklı baharat içermesi. 

Not: Kumluca Akdeniz kıyılarında yer alan bir yerleşim bölgesi olsa da yemeklerde bolca salça, et, baharat ve tereyağ kullanılıyor.



Malzemeler
Yarım kilo salamura yaprak
2 adet orta boy soğan
1 demet maydonoz
İsteğe göre bir miktar taze nane
2 adet orta boy domates
Tuz, karabiber
Kimyon, tarçın, yenibahar
Tatlı toz kırmızı biber
2 avuç kuru üzüm
2 kupa dolusu pirinç
Salça
Zeytinyağı ve limon

Hazırlanışı
1. Salamura yaprakları sıcak suda bir süre bekletin ki sarmanız çok tuzlu olmasın. Bu sırada pirincinizi yıkayın ve bir süre tuzlu suda bekletin.

2. Soğanları ince ince doğrayın. Soğanları birkaç kaşık riviera zeytinyağı, bir yemek kaşığı tatlı toz kırmızı biber ve iki kaşık salça ile güzelce kavurun. Bu sırada domatesleri soyup küp küp doğrayın ve tencereye ilave edin. Domatesler suyunu hafif çekene kadar karıştırarak pişirin.

3. Ardından pirinçleri ekleyin ve malzemeler ile birlikte karıştırarak kavurun. Son olarak maydonozu ve taze nane yapraklarını kıyıp dolma içine ekleyin.

4. Kuru üzümleri kaynar suda 15 dakika kadar bekletin, sürdükten sonra bir kez daha durulayın. Ocağın altını kapattıktan sonra tuzu, karabiberi, kuru üzümleri ve diğer baharatları göz kararı ekleyin.

5. Dolmanın içini soğumaya bırakın, soğuduktan sonra parmak kalınlığında sarın ve sarmaları altına bir kat yaprak serdiğiniz teflon tencereye dizin.

6. Tencereye dizdiğiniz sarmaların üzerine bir tabak kapatın. Bir limonun suyunu salçalı su ile karıştırıp tabağın üzerinden yavaşça dökün. Tüm sarmaların üzeri örtülecek kadar su ilave edin ve sarmaları kısık ateşte pişirin.

Afiyet olsun!

Sarmalar pişmeye hazır...


12 Şubat 2014 Çarşamba

Yeni Siparişler Var!

Mehmet'in sınıfındaki minik kızlar için minik civcivler...

Melike Hanım'ın kurabiyelerinden biri...

Kurabiyeler hazır!
Merhaba,

Geçtiğimiz hafta Puku Mutfakta cephesinde çok güzel gelişmeler oldu, önce onlardan bahsedeyim :)
Çalışma arkadaşım için hazırladığım araba şeklindeki kurabiyeleri gören Naile Ablam (ablamın çok yakın bir arkadaşı) oğlunun doğum günü için aynı kurabiyelerden istedi.

Ablam da 14 Şubat günü kahvaltıya gelecek olan arkadaşları için küçük bir sürpriz yapmak istedi.
Arabaları gören bir başka arkadaş (buna "fısıltı" ya da "kulaktan kulağa reklam" deniyor sanırım!) da Sevgililer Günü'nde ofisteki arkadaşlarına dağıtmak üzere kurabiyeler hazırlamamı rica etti.

Nasıl mutlu oldum bilemezsiniz! Pazartesi günü çok yakın bir arkadaşım, Sümeyra, yardımıma koştu ve tüm zorlukları yenerek hazırladık kurabiyelerimizi... Tüm zorlukları diyorum zira sularımız kesikti, ancak biz yılmadan damacanalar ile su taşıyarak, uykusuzlukla savaşarak gecenin bir yarısı tamamladık siparişleri ve ortaya bu güzel fotoğraflar çıktı...

Kurabiyeler hazırlanıyor...

Paketlenmek için kurumalarını bekliyoruz...

Son rötuşlar da yapılınca hazır olacaklar!

Not: Bir nişan kurabiyesi siparişi daha geldi ancak malzemesizlikten o siparişi kaçırdım. Buna üzülürken az önce bir Sevgililer Günü siparişi daha geldi!

Mehmet'in rengarenk arabaları...

Civcivler paketleniyor...


23 Ocak 2014 Perşembe

Güveçte Çipura


Eşim uzun bir aranın ardından spora başladı, ben de hem sağlıklı bir şeyler hazırlamak hem de güzel bir sofra kurup ona sürpriz yapmak istedim. Bana kalırsa beklenmedik anlarda yapılan ufak tefek incelikler ve jestler sıradan bir çalışma gününü diğerlerinden farklı kılıyor...

Aslına bakarsanız balık tarifi verecek en son kişi belki de benim. Uzun bir süre balığın hiçbir türünü neredeyse ağzıma sürmedim. Küçükken boğazıma takılan hain bir kılçık beni bu tattan mahrum bıraktı. Üniversiteye başlayıp da aklım başıma gelince de kendisiyle yeniden tanıştım. Anlayacağınız tanışıklığımız yeni... Pazardaki balıkçının tazgahında bu çipuraları görünce dayanamadım, aldım.

Uzun uzun balık tarifi vermeyeceğim zira fırında balık pişirmek çok kolay. Balıkları temizlenmiş olarak alıp güzelce yıkıyorsunuz, ardından üst kısımları iki yerden derince kesip, içlerine limon ve sarımsak dilimleri koyuyorsunuz. Üzerine azıcık zeytinyağı gezdirip doğrudan fırına veriyorsunuz. 

Balıklar önceden ısıtılmış fırında, 180 C derecede 1 saat kadar pişince inanılmaz oluyorlar. Sanılanın aksine, kurumuyorlar da üstelik.

Ben yanlarına zeytinyağı ve baharat ile harmanladığım havuç ve patatesleri de ilave ettim, sonuç gayet güzel oldu.

Not: Bu balık şeklindeki güveç kaplarını Kütahya'nın dışındaki fabrika satış mağazalarının birinden almıştık. Bizim için önemli bir detay bu; çünkü eşim ailemle tanışmak için kilometrelerce yol kat edip Antalya'ya gelmişti. İstanbul'a dönüşte de birlikte ilk uzun yolcuğumuzu yapmıştık.

Farkında olmadan hayatımızın en anlamlı yolculuğuna çıkmışız. Yer yer düzlükler yer yer kavisler ve dönemeçler ile dolu upuzun bir yol bu... Yanında yardımcı pilotu olanlar  her virajı rahatlıkla alabiliyor. Yol boyunca verilen molalarda da birbirinden güzel anılar biriktiriyor insan.

Böyle güzel nice anılar biriktirmek dileğiyle...

Sevgiler,
Puku



10 Ocak 2014 Cuma

Bebek Kurabiyeleri

Resim yazısı ekle


Merhaba,

Bu kurabiyeleri hazırlayalı neredeyse dört ay olmak üzere, ancak yoğunluktan bir şeyler hazırlayıp fotoğraflamaya vakit bulamayınca ailemizin en küçük üyesi için, Berilimiz, ve onun yakışıklı abisi Emir için hazırladığım kurabiyeleri paylaşmak istedim.

Bu kurabiyelerin tarifini geçtiğimiz sene katıldığım bir günlük bir kurabiye şekillendirme kursundan aldım ve ablamın minik bir kızı olacağını öğrendiğimde ona böyle bir sürpriz yapmak istedim.
İlk denememdi, ancak tam istediğim gibi oldular.

Kurabiyelerin tarifini akşam eve gider gitmez bu yazının altına ekleyeceğim. Hazırladığım kurabiyeleri görenler daha ziyade malzemeler hakkında sorular yöneltiyorlar. Malzemelerin tamamı Eminönü'nde konuşlanan ve pasta-kurabiye yapım malzemeleri satan dükkanlardan...



Yalnızca kurabiye malzemelerimi değil; yemek hazırlarken kullandığım birçok malzemeyi, baharatı, tereyağını, renkli peçetelerimi ve kahvaltılıklarımı da Eminönü'nden alıyorum. Hem her şey çok daha hesaplı hem de daha lezzetli ve taze. Bir de esnaflarla bire bir iletişim kuruyorsunuz, dolayısıyla süpermarkete gidip ışık ve ses bombardımanına tutulmaktan çok daha keyifli...

Biz yarın biricik dostumla bir Eminönü ziyareti planladık bile. Siz de çalışmıyorsanız hafta içi, çalışıyorsanız Cumartesi günleri sabahın erken saatlerinde bu güzel semtin yolunu tutun.

Sevgiler,
Puku




5 Aralık 2013 Perşembe

Ballı ve Cevizli Kurabiyeler


Şu an bu tarife internet üzerinden ulaşmış olabilirsiniz, ancak bu tarifin hikâyesi internetin henüz hayatımıza girmemiş olduğu yıllara uzanıyor. Güneşin kavurucu sıcağı altında annemin deyişiyle "meşinden yapılmış bir topa" benzeyene kadar karardığım, arkadaşlarımla küçük bir deniz kaçamağı yapabilmek veya gece "birazcık" daha uyanık kalabilmek için taklalar attığım yıllardan söz ediyorum.

Çocukken yazlarım Martı Sitesi adında, duvarları deniz mavisine boyanmış bir sitede geçti. Kışı geçirdiğimiz ev ile yazlığımız arasında yalnızca 8 kilometre vardı ancak yine de her yaz başında yazlığa taşınmamız annem için büyük bir olay olurdu. Şu an İstanbul'da bir yandan çalışıp bir yandan evdeki işleri yoluna koymaya çalışan yeni evli genç bir kadın olarak o günler aklıma geldikçe hem annemin bazen ne kadar gereksiz telaşlar yaptığını hem de anneciğimi ne kadar özlemiş olduğumu fark ediyorum...

Bu kurabiyeler de internetin olmadığı o yıllarda gazetelerden kupon biriktirerek aldığımız Emine Beder'den Tarifler kitapçığından miras kaldılar ve ilk kez Martı Sitesi'ndeki küçük Amerikan mutfakta pişirildiler... Küçükken ablamla, annem öğle uykusuna yatar yatmaz kollarımızı sıvar bu tarif kitabından bulduğumuz bir tarifi denemek üzere parmak uçlarımızda mutfağa girerdik.

O sıcak günlerden birinde fırınımızdan bu kurabiyeler çıktı. İşte bu yüzden aradan yıllar geçmesine rağmen; bu kurabiyeleri her pişirişimde kendimi yağ yeşili dolapları olan o mutfakta hayal ederim, burnuma da hafif bir deniz kokusu gelir...

Umarım bu kurabiyeleri pişirdiğinizde, kavrulmuş ceviz kokusu ile birlikte güzel anılarınız da dolar içinize...

Malzemeler:

1 paket oda sıcaklığında bekletilmiş margarin (125 gr)
1 su bardağı toz şeker
2 yumurta sarısı
1 çay bardağı süt
1 yemek kaşığı bal
1 paket hamur kabartma tozu
1 paket şekerli vanilin
Aldığı kadar un

Üzeri için:
2 yumurta beyazı
Olabildiğince iri çekilmiş ceviz

Yapılışı:
Oda sıcaklığında bekletilmiş ve yumuşamış margarin ile 1 su bardağı pudra şekerini karıştırıp güzelce yoğurun. Pudra şekeri yerine rondodan geçirdiğiniz toz şekeri de kullanabilirsiniz, ben mutfağımda pudra şekeri yok ise öyle yapıyorum. Ardından 2 adet yumurtanın sarısını, 1 çay bardağı sütü ve 1 yemek kaşığı süzme balı ekleyip yoğurmaya devam edin.

Bu karışımı iyice yoğurduktan sonra 1 paket hamur kabartma tozunu, 1 paket şekerli vanilini ve unu yavaş yavaş ekleyin. Hamur kulak memesi kıvamına gelene kadar un eklemeye devam edin.
Arzu edilen kıvamda bir hamur elde ettiğinizde hamurdan küçük küçük bezeler alın, bezeleri yuvarlayıp üst kısımlarını yumurta beyazına batırdıktan sonra iri çekilmiş ceviz içibe bulayın.

Kurabiyelerinize şekil verirken fırını 180 C dereceye ayarlayıp çalıştırın. Yağlı kâğıt serdiğiniz fırın tepsinize kurabiyelerinizi yerleştirin ve üzerleri güzelce kızarana kadar pişirin.

Afiyet olsun!

Not: Bu hafta sonu küçük yeğenlerimi ve ablamı ziyaret edeceğim için bloğumdan uzak kalacağım. Umarım siz de sevdiklerinizle çok güzel bir hafta sonu geçirirsiniz.

Sevgiler,
Puku